İnsanlar ne zaman iç dünyasının sesini dinler? kendini sorgular? kabuğuna çekilir? bunları yapmak için illaki bir şey mi yaşamak gerekir? Biliriz ki şuan içimizde yaptığımız hesapları daha önceden de yapmışızdır. Belki şimdikiyle aynı sonuca varıp farklı bir şey denemeye çalışmışızdır ama bir bakmışız ki attığımız kulaçlar bizi bir cm bile yerimizden oynatmamış... Şimdi ne yapmak gerek peki insan ikinci yanlışına ya da üzüntüsüne tekrar düştüğünde aynı yada farklı yoldan fark etmez ne yapması gerekir? Yine sünger çekip devam mı etmeli? Radikal bir kararla köklü değişikliğe mi geçmeli?
Tabi ki yaptıklarının kendince bir mantığı vardır. Ama bu mantık başkalarına da uyar mı kendisini ifade etmesini sağlar mı? Yoksa baştan aşağı onu yanlış tanımlar ve yanlışlar silsilesi peş peşe mi gelir? diyeceksiniz ki ne diyor bu şimdi? Neyin kafasını yaşıyor? Valla işte şuan tam bu kafadayım. En iyi tanıdığınızı düşündüğünüz kişi size bir gün öyle bir tavırla yaklaşır ki ne olduğunuzu anlamazsınız. Sizi yaptıklarınızla yargılar ve hep yanlış olduğunuzu en azından ona yanlış geldiğinizi söyler. Şaşırırsınız çünkü söyledikleri sizin için uygun cümleler değildir. Siz daha farklı hayaller amaçlar peşinde koşarken tüm çabalarınızın gereksiz olduğunu söyler. Boşluğa düşersiniz, kendinize bin tane soru sorarsınız ve en kötüsü de bazılarına net cevap veremezsiniz.
Dilemma! en kötüsü de bu işte! Ev, okul ve aşk hayatındakileri birbirine karıştırmamak gerek. Ama evdeki sorunlar beni etkiliyor oda aşkımı. Ya da aşkım okulumu. Yada okulumdaki sıkıntılar her ikisini... Dönüm noktalarını sevmiyorum. Çünkü hepsinde virajı iyi alamıyorum.







.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)



.jpg)
.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)

+zippy.png)
